Bu Blogda Ara

20 Ağustos 2012 Pazartesi

The Godfather: Part III (1990)



İlk iki Godfather efsanesinin 16 yıl sonrasında seriye son noktayı koyacak filmin çekilmesi planlanmış bir şey miydi, yoksa işleri tepetaklak olmuş Puzo & Coppola ikilisinin parayı götürmek için çektiği bir film miydi bilemiyorum, ancak bu film çekilmese sanki Godfather serisi boşlukta kalmış olacaktı. Son olarak evinin bahçesinde abisinin ölüm emrini vermiş ve geçmişi düşünen yapayalnız bıraktığımız Michael Carleone ve ailesinin akabindeki hayatlarını mutlaka filmin her hayranı merak etmiştir.
Film ikinci filmde Fredo'nun öldürülmesi Michael'ı yalnız olarak bıraktığımız sahne ve ailenin yıllarca yaşadığı evin harap ve boş haliyle başlıyor. Anlıyoruz ki aile artık başka bir yerde başka bir hayat sürmekte. Akabinde serinin olmazsa olmazı bir ayin sahnesiyle Michael Carleone'ye Vatikan tarafından en büyük nişanın verilmesi, yine ailenin toplanması derken ilk filmin finalinde vaftiz sahnesini gördüğümüz Mary'nin büyümüş halini, yine Michael'ın avukat olmasını istediği oğlu Antony'nin babasına rest çekip müzisyen olma isteğine tanık oluyoruz. Kapalı kapılar ardında artık her şeyi çözen Carleone yerine, problemleriyle başbaşa kalmış yapayalnız birini görüyoruz. Yapımcılardan yüksek rakam istediği için veto edilen Robert Duvall'in can verdiği serinin kilit rollerinden Tom Hagen senaryo icabı öldürülmüş, geriye Vatikan'a rahip olarak atanan oğlu Tony kalmıştır. Hagen karakterinin yerini George Hamilton'un canlandırdığı B.J. karakteri almıştır. Ancak onunla ailenin kutsal kardeşi Tom arasında dağlar kadar fark vardır tabii ki. Partiye sürpriz bir şekilde katılan Sonny'nin gayrı-meşru oğlu Vincente -Andy Garcia'nın aynı babası gibi çabuk sinirlenen bir portre çizdiği- ise film ilerledikçe ağırlığını hissettirecek ve yeni "Don" Carleone olacaktır.
İlk iki filme göndermeler ve bağlantıların sık sık karşımıza çıktığı filmin kadrosundaki bir diğer büyük isim ise Don Altobello olarak karşımıza çıkan efsane aktör Eli Wallach. 3 yıl sonra 100 yaşını görecek bu büyük üstada bu vesileyle tekrar şapka çıkarıyorum. Gazeteci rolünde ise kısa süreli rolüne rağmen güzelliğiyle dikkat çeken Bridget Fonda ve yine Joey Zasa rolünde mafya rolleri için doğduğunu ispatlayan Joe Mantegna'yı izliyoruz.
Karısının da baskısıyla oğlu üstündeki hakimiyetini kaybeden Michael için artık yanındaki tek kişi kızıdır. Mary ve Vincent arasında alevlenen aşkı sezen Michael hem bunu engellemek hem de aileyi artık illegal işlerden uzak tutmak, hem de aileye yeni bir varis bulma gibi düşüncelerle boğuşmaktadır.
İlk filmde babasına suikast düzenleyenlerle buluşmak için bir restoran önünden arabayla alındığı sahnenin hemen hemen aynısı bir sahnede arabaya binerken yanına Altobello gelir ve beraber arabaya binerler. Vito Carleone'nin ilk filmde verdiği "Arabuluculuk için ilk gelen haindir" öğüdünü doğrularcasına Altobello, diğer patronlarla bir barışma toplantısı teklifinde bulunur. Ortalığın kan gölüne döndüğü toplantıda ortadan kaybolan Zasa ve Altobello bu işlerden uzak durmaya çalışan Michael'ın yeni düşmanları olmuştur. Vincent heyecanlı karakteriyle hemen yokedelim gibi önerilerle gelse de Michael yılların tecrübesiyle "düşmanlarını daha yakında tutmak" istemektedir. Hafızalara kazınan "Never hate your enemies it affects your judgement" repliği de o esnada duyulur. Ancak yaşadığı bir şeker krizi sonrası Vincent Zasa'nın ipini çekmiştir bile.
Öte tarafta finansal olarak Vatikan'la yakın ilişkiler içerisine giren Michael ordaki sözde ortaklarından da darbe yiyince kendisinin yeteri kadar verimli olamadığına karar verir ve düşmanlarının kimliklerini de Vincent ile oynadıkları oyun sonrası kesinleştirdikten sonra koltuğunu yeni "Don" Vincento Carleone'ye bırakır.Vatikanlı başpiskoposa söylediği "Friendship and money. Like oil and water" ise atasözü kadar kıymetli bir sözdür.
Büyükbabası Vito Carleone'nin kurduğu GENCO şirketinin ilk dükkanını ziyaret etmeyi ihmal etmeyen, büyüklerine saygıda kusursuz, ancak babası gibi çabuk sinirlenen Vincent, Michael'ın uyarısıyla kuzeni Mary ile olan ilişkisine de son verir. Herşeyin bir bedeli vardır.
Rahibin önünde günah çıkaran Michael'ın göz yaşlarına boğulduğu, yine oğlunun seslendirdiği şarkı esnasında ilk karısını hatırladığı ve inceden göz yaşı döktüğü, kızının ölümü esnasında sessiz çığlıklar attığı -ki aslında kendisi sesli çığlıklar atmış, ancak Coppola çıkan sesleri rahatsız edici bulduğu için Pacino'nun sesini kısmıştır-, sahnelerle birlikte doruk noktası olarak Alfred Hitchcock'un The Man Who Knew Too Much filmindeki son yarım saatte operada yaşattığı gerilimin ötesinde anların yaşandığı yine operada geçen o son yarım saat Hitchcock'u bile mezarından kaldıracak derecede başarılı. 

Michael'ın içten içe yaşadığı pişmanlıkların anlatıldığı film seriye noktayı koyarken adeta bir günah çıkarma aracı gibi. İlk iki filmde mafyayı övmekle suçlanan Puzo ve Coppola ikilisi Carleone ailesinin çöküşünü anlatırlarken, özellikle finalde tek başına elinde portakalla ilk karısının öldürüldüğü yerde tek başına ölen Michael'ı göstererek, ilk filmde torunuyla neşe içinde oynayan Vito'nun aksine (ikisi de ellerindeki portakalları düşürmüşlerdi) yaptıklarının hesabını yalnız ve perişan bir halde ölen Michael betimlemesiyle her kötülüğün karşılığı vardır mesajı işlenmiş gibi.
Coppola'nın Mary rolündeki yeteneksizlik abidesi kızı Sofia Coppola'yı oynatarak seriye sürülebilecek en büyük lekeyi sürdüğü filmdeki Vatikan ortaklarının gerçek hayattaki Roberto Calvi ve Licio Gelli'den, Joey Zasa'nın ise giyimiyle meşhur ünlü mafya babası John Gotti'den esinlenerek yaratıldığı söylenmekte. Filmin yönetmenliği için Sylvester Stallone'nin adının geçmesi ve gerçekleşmemesi ne kadar büyük bir şanssa, Mary rolü için seçilen Winona Ryder'ın rahatsızlanması o kadar talihsizlik olmuş.
Son olarak filmdeki en etkileyici repliklerden biriyle bu seriye noktayı koyalım "All the power on earth can't change destiny"  ve filmin en duygusal anlarını tekrar hatırlayalım:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder