Bu Blogda Ara

27 Ocak 2012 Cuma

Real Steel (2011)



Steven Spielberg sevsek de sevmesek de seyircinin ne istediğini bilen, kendine has tarzını oturtmuş sinemacı denebilecek kalitede bir isim. Real Steel gibi pop corn tarzı bir filmde yapımcı olarak adını görmek bile bu filmin değerini arttırmaya yeter. Spielberg yapımcı olarak bile kalsa filme el atıp adını hissettirecek bir isim. Belki de bu yüzden yönetmen koltuğuna görece daha kaprissiz, fazla ünlü ve başarılı olmayan birini oturtmuş. Yönetmen komedi filmleriyle haşır neşir olmuş Shawn Levy. Tek başına herhangi bir heyecan yaratmayan bir isim ama filmde Spielberg desteğini ve robotları görünce seyirci olarak ister istemez bir heyecan duyuyoruz.
Başroldeki isimleri atladığım düşünülmesin, Wolverine olarak zaten çoktan baba büyüksün kontenjanına hak kazanan Hugh Jackman, hastası olduğumuz güzellik nam-ı diğer Kate ablamız Evangeline Lilly, yardımcı rollerin kraliçesi Hope Davis isimleri ise filmin diğer ağır topları.
2020 gibi fazla da uzak olmayan bir gelecekte (2012 Marduk olayını es geçersek) geçen film bize hayallerimizin ötesinde bir dünya sunmayarak gözümüzü boyamıyor. Aslında gelecekte hemen hemen herşey aynı, sadece robot dövüşleri yenilik. Üzgünüm ama ışınlanma hala yok gençler, boşuna heyecanlanmayın. Evet robotlar da öyle aşmış şeyler değil. Programlıyorsun ve ringe salıyorsun. En azından köpek dövüşlerinden daha insancıl. Filmin her yerinden klişe aktığını söylemeye gerek yok sanırım.
Klişe lafı sinema izleyicisine itici gelebilir ama bazen o klişelerden güzel hikayeler de çıkabiliyor. Klişeleri kullanarak harikalar yaratan ve onlarla dalga geçenler de var, onlara saygı duruşunda bulunanlar da. Karşımızdaki film ise her iki kategoriye de girmeyen ama klişe bir hikayeyle keyifli bir seyirlik sunan bir yapım.
Spielberg'in en büyük eserlerinden E.T. esintili robot-insan dostluğu temelli ilerleyen hikayede, Rocky'e gönderilen selamları saymaya gerek yokken, yine Stallone'nin oynadığı baba oğul yakınlaşmasını anlatan Over the Top benzerliğini sanırım 80 ve 90ların ilk yarısında video zamanlarını yaşayanlar anlayabilir. Hatta Over the Top diyince o bilek güreşlerinde Stallone'nin yaptığı hareketi hatırlamayanı ayıplarım da hiç utanmadan. Bir tek filmin sonunda ringe çıkıp da Adrian diye haykırmayan Rocky'nin eksikliğini yaşadığımız film, bu tür bir filme göre uzun olan süresine rağmen keyifli bir seyirlik sunuyor. Bu tür bir filmin süresi 90 dakikadır arkadaş, fazla uzatırsan seyirci de sıkılır, usanır. Açıkçası bu filmin de en büyük eksisi 2,5 saate yaklaşan süresi. Epik bir hikaye anlatmadığın sürece 2,5 saat işkence haline gelebiliyor ki onun ispatı da bu filmdir. Hugh Jackman'dan drama oyuncusu olmadığını bir kere daha hatırlatması da cabası. Elinizin altında biranız olursa yağ gibi kayan bir film. Ötesi de yok zaten. Bazen kafa boşaltmak iyidir. Spielberg'in Transformer çekilirken kalan çöp robotlardan çektiği film gibi görünüyor. Yine de keyifli bir aile filmi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder